devrimci ve melankoli . Melankoli kelimesi hep farkli cagrisimlara gebedir aslinda. Kisinin icinde bulundugu duruma göre bile degisen bir anlama sahiptir. TDK sözlügüne bakinca iki anlam karsimiza cikmakta: ilki ‘’kara sevda’’, ikincisi mecaz anlamiyla ‘’hüzün’’Ama sözünü ettigimiz farkli bir melankoliydi aslinda. Buna „hüzün“ demek daha dogru saniyorum. Icinde insani duygular barindiran ve bu duygularin icinde yasami daha güzele götürme cabasi. Bireysel degil tamamen toplumsal. Tabii zaman zaman bu toplumsal istemin icinde bireysillikte olmuyor degil. Ama bu bireysellik tamamiyle kendine dönüp, sadece kendini düsünmek anlaminda degil. Bugün ben kendi sorunum icin üzülürken ve buna cözüm ariyorken, benimle ayni durumda ya da yasamini olumsuz etkiliyen kosullarla yasayan insanlari duydugumda hemen kafamda nasil yardimci olunabilinir düsüncesi beliriyor. Ve Devrimcilere getirecegim sözü. Devrimci kelimesine sözlük anlamina baktigimizda ‘’ belli bir alanda hizli, köklü ve nitelikli degisiklik yapan kimse’’ veya ‘’ devrim yapan veya devrime bagli olan kimse, ihtilalci’’ diye yazar. Ama insani boyutundan söz etmez. Kuskusuz devrimcilerin karakterine isyankarlik ve idealistlik hakim. Bu dogustan mi gelir, sonradan mi kazanilir? Ama Devrimciler melankoliktir aslinda. Gercekten onuru ve kendisine olan saygisi icin mücadele etmektedir belki de bir cok devrimci; ama öncelikle insandir ve hümanist olmaktan kaynakli olarak ilkelerinden ödün vermeden, oportunizme meydan vermeden yasamaya calismaktadir hayatini. Insan kendisine olan saygisini yitirdikten, insanligindan ciktiktan sonra savaslardan galip ciksa ne olacaktir? Geride biraktiklari ve insanlarin kalplerindeki kivilcim degil midir onu saygiyla anmamiza neden olan? Pir Sultan teslim olmus mudur Hinzir Pasa’ya, Bedrettin teslim olmus mudur zorbaligin tarihini yazanlara? Hala türkülerimizde bunlari dillendirmez miyiz acaba? Teslim olmayan Pir Sultan’i, yikilmayan Börtlüce’yi, bildiginden dönmeyen Seyh Bedrettin’i, Karadeniz’de ölüme gönderilen Mustafa Suphi ve yoldaslarini, ilk öldürülen devrimcilerden Taylan Özgür’ü, idam sehpasina korkmadan giden Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i, Kizildere’de yüreklerindeki halk sevgisiyle katledilen Mahir’i ve yoldaslarini, iskencede konusturulamayip öldükten sonra basi gövdesinden fasistlerce koparilan Kaypakkaya’yi, sendikaci Türkler’i, 12 Eylül zindanlarinda kalbine yenilen terzi Fikri’yi, sürgünde ülkesine özlem duyan ve naasinin bile topragina kavusturulmadigi Nazim Usta’yi, 17 yasinda idam edilen Erdal’i, görevini yaparken gözaltinda öldürülen Göktepe’yi, dumandan bogularak öldürülen Akarsu’yu, ögrenciyken düsündüklerini icra etmeye calisan Altunbas’i. Kuskusuz düsündüklerini icra etmeye calismak, cogu zaman sadece kendisi icin degil de baskalarinin haklari ve özgürlükleri icin ölüme giden, aci ceken insanlardir devrimciler. Devrimcilik, devrimciyim denilerek olunamayacak bir ‘’cocukluk hastaligi’’dir belki de; yani kirlenmemis olmak, degisimin ve yenilenmenin iyiye götürdügünü görmektir. Bu insanlar sadece ideolojileri ugruna ölüme gitmemislerdir; insani degerleri agir bastigi icin ideolojilerine sahip cikmislardir. Zaten ütopik sosyalizm de hümanizmden dogmamis midir? Iyiye, güzele ulasmak icin her yolun engebeli, dolambacli ve sarp oldugunu bilmektedir hepsi. Kisisel cikarlari icin her yolun mübah oldugunu da kabul etmemektedirler. Göründügü gibi melankoli kelimesi, kara sevdadan cok hüzün anlamiyla kullanilmakta, belki biraz da karamsarlik ve cikis yolu bulma amaciyla. Kuskusuz hüzün anlaminda bile kara sevda eksik degildir. Devrime ve daha iyiye olan sevda yatmaktadir cümlelerin ve eylemlerin arkasinda. Bu da ‘’inadina ask, inadina devrim, inadina sosyalizm’’ sloganinda hayat buluyordu zaten. Ask karsi cinse ve devrime olan aski simgeliyorken, inadina daha iyiyi savunmak hüzne götürüyordu belki de. Kirlenmisliklerin icinde yüzerken bütün bir insanlik alemi, bundan siyrilmanin yolunu da gene kendinde ariyordu. ‘’Cogu kez özlü, kimi zaman ironik, her daim uzgörülü olup dokunakli ic dökmelere ragbet etmeyen klasik melankoli kendine masal anlatmaz. Ölümcül bir dengeyle ‘donuk bir cizgide’ adim adim ilerler. Ve iste melankoli ve devrimcilerin belirdigi dünyada, idealleri ugruna ölenlerle, yasamlarini bu idealler ugruna devam ettirenler var olmaya devam edecek. Tabi onlarin karsisinda zulme, kana ve paraya doymayanlar da egemenliklerini korumaya calismaya. Zaten bu egemenler olmasa devrimciler de olmayacakti, melankoli de. Daha güzel yarinlara ulasmanin yolu belki hüzünden, belki kara sevdadan geciyor gönül verdiklerimize; ama illaki sevgiden. |