![]() | |
| | ||
![]() |
| | Seçenekler |
| | #1 |
| Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal 1920’den bu yana Türklerin atası olarak anılmaktadır. Kendisi devletin ve resmiyetin bir tür kült, figür haline gelmiş durumda. O kutsal ve dokunulmazdır. Kemalizm ve Kürt sorunu Newzat TEDİK Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal 1920’den bu yana Türklerin atası olarak anılmaktadır. Kendisi devletin ve resmiyetin bir tür kült, figür haline gelmiş durumda. O kutsal ve dokunulmazdır. Bu yüzden ne kendisinin ve Kemalizmin oynadığı rolü ne de devletin temel aldığı ilkeleri eleştirel bir biçimde ele alan değerlendirmelere pek rastlanılmaz. Kemalizmin özü ülkenin birliği, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı, laiklik ve cumhuriyetçi ilkeler ile ulusalcı modern bir toplum yaratmaktı. Sözüm ona halkın yararına politikalar izleme ve sınıf çelişkilerini yok sayma (inkar etme) anlamına gelen halkçılık ilkesi de Kemalizmin temel ilkelerindendir. Ancak gelinen aşamada ülkede gerçek bir ulusal birlik sağlanmadığı gibi toprak bütünlüğü de Lozan’dan bu yana TC’nin en ciddi problemi olmayı sürdürmüştür. Bağımsızlık ise büyük emperyalist güçlerle yapılan ticari ve iktisadi antlaşmalarla tam bir bağımlılığa dönüşmüştür. Kemalizm laiklik konusunda da hiçbir zaman laikliğin batıda sunulduğu şekilde tutarlı ve samimi davranmamıştır. Laiklik rejimin karakteri ve niteliği sorunu olarak, sorun olmaya devam etmiştir. Din devletin tekeline alınmıştır. Modern, çağdaş, demokratik bir toplum yerine; devlete karşı belli görevleri olan (askerlik, vergi, devletine bağlı vatandaş vb) şoven milliyetçi bir toplum yaratılmıştır. Halkçılık ilkesinden de geriye hiçbir şey kalmadığı açıkça görülmektedir. Türkiye’de işsizlik ve yoksulluk patlama yapmış deyim yerinde ise zirveleşmiştir. Şehirlerde halkın büyük çoğunluğu gecekondularda yaşamaktadır. Gecekondularda yaşayan insanların çoğu on binlerce insanın ölümü pahasına “ulusal birliği ve toprak bütünlüğünü” koruyan, uluslar arası hiçbir savaş kuralını tanımayan barbarca bir savaşın yaşandığı Türkiye’nin doğusundaki Kürdistan’dan gelen mültecilerdir. Aynı zamanda devlet mafya ve aşırı milliyetçi ölüm mangalarının çok sıkı ilişkiler içinde olduğu bu canice savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkmış durumdadır. Kemalizmin benimsediği ülkülerinin hiç birinde başarıya ulaşmamasının nedenini M. Kemal’in karakterinde ve TC devletini kurarken, tarihsel ve sosyal gerçekliğe aykırı davranışlarında aramak son derece yerinde ve objektif bir yaklaşım olacağı kanısındayım. M. Kemal kurtuluş savaşının başlangıcında padişah tarafından emperyalist güçlerin Anadolu’yu işgaline karşı çıkan halk hareketini yenilgiye uğratmak üzere gönderilmişti. Ancak O, halk hareketini bastıramayacağını anlayınca; kısa bir süre sonra hareketin önderliğini ele almış ve İstanbul’daki padişaha karşı bir hükümet kurduğunu ilan etmiştir. Bunu izleyen süreçte yaklaşık üç yıl süren bir kurtuluş savaşı vermiştir. Ecnebi ve kafirlere karşı mücadelede Türklerin ve Kürdlerin kardeşliğinden söz etti. Nerdeyse komünist söylemler kullanarak işçilere ve köylülere seslendi. Köylülere toprak, işçilere haklarını verme Kürdlere otonomi sözü verdi. Sovyetlerden yardım istedi ve hiç beklemediği olumlu bir karşılık gördü. Sovyetlere çektiği bir telgrafta şu demagojiye başvurdu: “sömürgeci siyasetin vahşetinin bilinci, dünyanın yorulmadan çalışan kitlelerinin kalbine işlediği gün burjuvanın kudreti sona erecektir.” Oysa M. Kemal’in pratik politik önderliği zafere yaklaştıkça sağa doğru adım adım kaymış ve Türk burjuvazisini de bizzat kendi elleri ile yaratmıştır. M. Kemal, sağ ya da sol kendisine muhalif olabilecek en küçük kıpırtıları bile şiddet kullanarak çok sert yöntemlerle ortadan kaldırmayı içte temel devlet politikası haline getirmiştir. 1921’in başlarında kurulmuş olan Türkiye komünist partisinin bütün önderlerini öldürttü. Askeri başarılarına paralel olarak sosyalistleri solcuları ve radikal köylü önderlerini katletti. Grevlere karşı harekete geçti ve sendikaların kurulmasına engel oldu. 1923’te cumhuriyeti ilan etti. Hükümdarlık makamı olan Osmanlı hanedan üyelerini ülkeden kovdu. Kemalist hükümetin üzerlerine sert bir biçimde yürüdüğü feodal güçler, bir zamanlar ayrıcalıklı olan ağalar ve Kürd aşiret reisleriydi. Hükümetle devletle işbirliği yapanların dışındakiler, yüz binlerce Kürd köylüsü zorla Türklerin yoğun olduğu bölgelere gönderildiler. Bu köylü Kürd kitleleri Ankara’nın acımasız zorla asimilasyon politikasına karşı birçok ayaklanmaya öncülük ettiler. Ancak bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı ve daha büyük siyasi baskıları haklı göstermek için kullanıldı. Birinci dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı toprakları üzerinde 24 ayrı devlet kurulmuştur. Bu süreçte resmi tarihe göre Kürdler 1803’ten 1914’e kadar 12 kez ayaklanmışlardır. Birinci dünya savaşının ardından Kürdistan ve Anadolu emperyalist devletlerin işgali altındaydı. Kürdler bu süreçte İngiliz, Fransız ve Ruslar’a karşı mücadele veriyorlardı. Dersim, Antep, Maraş ve Urfa’daki Kürd direnişleri emperyalist güçleri geri püskürtmüştü. M. Kemal Erzurum, Sivas kongrelerinde Kürdlere çeşitli vaatlerde bulunarak Kürdlerin tam desteğini aldı. Ancak işgalci güçlere karşı mücadele başarıya ulaşma yolunda belirgin hale gelince Kemalistler Kürdlerden söz etmez oldular. Fakat 1923’te toplanacak uluslar arası Lozan konferansında kurulacak devletin Kürdlerin ve Türklerin ortak devleti olacağı, İ. İnönü ‘nün her iki halkın temsilcisi olduğu konusunda Kürdlere güvenceler veriliyor, birlik beraberlik içinde olunması gerektiği sık sık tembih ediliyordu. Lozan antlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti emperyalist devletler tarafından resmen tanındı. Sınırları belirlendi, varlığı tescil edildi. Lozan’da Kürd sorunu gündeme geldiğinde Türk heyeti, böyle bir sorunun olmadığını söylüyordu. Böylelikle Kürdistan’nın kuzey parçası da TC’nin elde tutması karara bağlandı. Osmanlı imparatorluğunda özerk beylikler halinde yaşayan Kürdler TC’nin kurulmasından sonra 1924’te yürülüğe konan anayasayla dili, kültürü ve bütün varlığı ile artık yoktu. 1925’te M. Kemal tarafından imzalanan “şark ıslahat planı” ile çarşıda, pazarda sokakta Kürdçe konuşma yasağı uygulanıyor, yasağı çiğneyenlere ağır para cezası veriliyordu. Bu planla kürdlerin varlığı inkar ediliyor, boyunlarından aşağı Türk kimliği asılarak “sen varsan böyle varsın” deniliyordu. Bu durum karşısında Kürdler de elbette boş durmuyordu. Kürd Teali Cemyeti’nin ilanından hemen sonra kapatılmasının ardından Kürd aydınları Hizbé Azadiya Kurdistan örgütünü kurdular. Örgütün amacı bağımsız Kürdistan devletini kurmaktı. Örgütün faliyetlerinden haberdar olan M. Kemal isyan başlamadan örgütün lider kadrosunu tutuklattı. Ardından Şeyh Said önderliğinde isyan başladı ve Kürdler kısa bir sürede birçok yeri ele geçirdi. Ankara hükümeti isyan karşısında sıkı yönetim ilan etti. M. Kemal tarafından “yumuşak” bulunan Fethi Okyar hükümeti yerine İ. İnönü’nün sert faşizan hükümeti kuruldu. Hükümetin ilk icraatı “Takrir-i Sükun Kanunu”’nu çıkartmak oldu. Kanun hükümete olağanüstü yetkiler tanıyordu. Bu kanunun bir ürünü olan istiklal mahkemelerinde idam kararları hiçbir hukuki prosedür uygulanmadan ivedilikle gerçekleştiriliyordu. Ankara ve Diyarbakır adeta diktatörlük yasalarıyla yönetiliyordu. Şeyh Said ve beraberindekiler kısa sürede yakalandı. 25 Mayıs’ta yargılanmak üzere Diyarbakır’a getirildiler. Yargılanma 26 Mayıs’ta başladı. Yargılama öncesinde savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Şeyh Said’e “Kürd Sorununa” değinmemesini sadece sorulan sorulara yanıt vermesini böylece affedileceklerini söylüyordu. Savcı isyanın nedenini ”Kürd Sorunu”’ndan koparıp “ dinsel düzen kurma ve sultanlığı ihya” olarak saptama peşindeydi. Bu nedenle başta Şeyh Said olmak üzere isyancılar ifadelerinde “Kürd Sorunu”’na neredeyse hiç değinmediler. 27 Haziran’da idam kararı açıklandı ve 29 Haziran’da Şeyh Said ve 47 arkadaşı idam edildi ve topluca gömüldüler. 1970 yılında toplu mezarların üzerine subay okulu inşa edildi. Kürdlerin 29. isyanının lideri Abdullah Öcalan’a verilen idam cezasının Şeyh Said’e verilen idam cezasının tarihine dek getirilmesi de bir tesadüf değildir. Bu Kemalizmin Kürd Sorunu’na tarihsel ve güncel bakışının temel mantığıdır. İdamlardan sonra Kürdlere yönelik katliamlar başladı. Kürdler zorunlu güç kapsamında batı illerine sürülüyor, Kürd köylerine göçmenler yerleştirilerek asimilasyona kaldığı yerden devam ediliyordu. On binlerce Kürd öldürüldü bir o kadarı da tutuklandı. Yukarıda dile getirdiklerimizin dışında M. Kemal’in özellikle “Kürd Sorunu” ile ilgili tereddütsüz altına imza attığı ve hiçbir hukuka sığmayan, daha birçok haksız ve çelişkili tutum ve uygulamaları mevcuttur. Yalnızca bunlardan yola çıkarak, M. Kemal’in sosyal adalet, toplumcu anlayıştan uzak; milliyetçi ve tamamen iktidar hırsı ile hareket ettiğini anlamak güç değildir. Küçük burjuva sınıf kökenli ve asker karakterli M. Kemal’in siyasal sosyal alanlarda toplumcu anlayıştan uzak olması bu kişilik özelliklerinin bir sonucudur. Resmi tarihte hiçbir olayın, olgunun söylendiği, yazıldığı ve anlatıldığı gibi olmadığı bugün çok net bir şekilde ortaya çıkmış durumdadır. M. Kemal’in kurduğu Türk Tarih Kurumu ve Türk tarihçileri en garip uydurmalarını, kara çalmalarını çarpıtmalarını Kürd Halkı konusunda icat etmişlerdir. Nüfusu on milyonları bulan ve tarihin en eski halklarından olan bir halk birkaç kalem darbesiyle yok sayılmış ve son derece akıldışı temellendirmelere gidilmiştir. Evet, sonuç olarak Kemalizmin Kürd Sorunu’na yaklaşımının 85 yıllık bilançosu bu derece net ortada dururken, bu bilançoya her gün yeni veriler ekleniyorken Kemalizmin bu soruna adilane ve kardeşçe bir çözüm olabileceğini ileri sürenlerin tarih hafızalarını bir kez daha yoklamaları gerektiği kanısındayım. Bu sorunun kangrene dönüşmesine neden olan bir sistemi çözüm yolu olarak görmek, Kürdleri daha ne tür olumsuzluklarla yüz yüze bırakabileceğini iyi hesaplamak gerekir diye düşünüyorum. Bugün kendini Kemalizmin yegane temsilcisi ve bekçisi olarak gören TSK’nın “Kürd Sorunu”’na bakışı gayet nettir. TC’nin tarihi boyunca kurulan bütün hükümetlerin Kürd politikasını belirleyen tek güç TSK’dır. TSK’nın çözümü de M. Kemal’in çözümüdür yani Kürdün varlığını inkar, imha ve asimilasyonla tarihten silmektir. Fazla söze gerek yok “Tarih günümüzde biz tarihin başlangıcında gizliyiz” öyle ise iyi düşünelim doğru kararlar verelim. newzat tedik... | |
| | |
| Armagedon01 Kullanicisinin Bu mesaj'ina 3 üye tesekküpr etti: |
| | #3 |
| | |
| | |
| | #4 |
| bin sene dir aynı topraklar üzerinde yaşayan ırklar birbirlerine düşman ettiler bunlar emperyalist güçlerin oyunlarıdır bence | |
| | |
| | #5 |
| toplumun genel kanisi, kurtlerin bolucu oldugu yonundedir. lakin unutulmamasi gereken cok buyuk bir gercek vardir ki, kurt'um deyip, kendisini TC'mize adamis ve gercekten Turk vatandasi olarak goren kardeslerimizin oldugudur. Elbette ki, her ulke, topraklari uzerinde boluculuk faaliyetleri surdurrenlere nasil davraniyor ise, kendi istegi ile daga cikmamis ve provake edilmemisler haric musamaha gostermek soz konusu bile olamaz. Bugun, vatandaslarimiza, TSK'miza ve kutsal Cumhuriyetimize karsi yapilan her fiil, benim gorusumce, bifiil vatana ihanet ile yargilanmalidir. Ve bu da bir gercektir ki, vatandaslarimizi olduren, ulkemizin Dogusunu korku tuneline ceviren bu kisilerin, baristan anlamadiklari bir gercektir. Ulu Maresal Gazi Mustafa Kemal Ataturk Pasa Hazretlerinin ifade ettigi soz unutulmamalidir: Hayat-i millet tehlikede olmadikca, harp bir cinayettir... Saygilar | |
| | |
| muurtee, Tesekkür Edenler: |
| | #6 |
| neden kendimizi elestirmekten korkuyoruz? neden gecmisimizle hesaplasmaktan korkuyoruz? neden bilmem 70-80 yil önceki kaliplara SIKISIYORUZ? NedenbBiraz da farkli kaynaklari okuyarak ufkumuzu genisletmiyoruz? Neden yillarca "ne mutlu türküm diyene" diye irkci ve fasit söylemlerin arkasina sigindik? Neden bu inkarcilik????? Niye bu tahammülsüzlük????? Neden kendimizle barisik degiliz??? | |
| | |
| Aspendos, Tesekkür Edenler: |
![]() |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| Kürt SORUNU VE ALEVILIK | uysalova | İnanç Tartışmaları | 40 | 12.09.2008 22:50 |
| kürt sorunu | o_bir_vefasizdi | Genel Tartışmalar | 33 | 23.05.2008 01:03 |
| Kürt Sorunu ve Müslümanlık | TARZANO | İnanç Tartışmaları | 25 | 07.05.2008 20:29 |
| Gül: Kürt sorunu hepimizin sorunu... | gantepli27 | Haber Arsivleri | 1 | 13.03.2008 16:25 |
| Kaç Kürt sorunu var?..... | gantepli27 | Haber Arsivleri | 0 | 30.12.2007 07:07 |