![]() | |
| | ||
![]() |
| | Seçenekler |
| | #1 |
| Sabiha Gökçen günahı Perihan Mağden Radikal / 11/10/2007 1913 yılında Bursa'da doğuyor Sabiha Gökçen. 'Dünyanın ilk kadın savaş pilotu ve ilk Türk kadın pilotudur'- ansiklopedideki giriş cümlesi böyle. Düşünün! ne kadar etkileyici bir giriş. Annesini ve babasını 'kaybeden' (Bursalı bir devlet memuru olarak veriliyor da babasının ismi) Gökçen, ağbisi tarafından büyütülüyor. 1925'te Bursa'ya gelen Mustafa Kemal'e ulaşıyor ve okumak istediğini anlatıyor. 12 yaşında bir kızın, Ata'nın huzuruna çıkıp evlerinin yakınında kalıyor diye, bunları söyleyebilmesi çok etkileyici tabii ki. Sabiha Gökçen; belli ki şahsiyetli, özel bir çocuk. Kaderini belirleyebiliyor o küçük yaşında. Atatürk'ün en başarılı (ve tek başarılı) proje çocuğu! Onun isteği üzerine savaş pilotu eğitimi alıyor. Önce Rusya'da, sonra da Eskişehir Uçuş Okulu'nda. 1937'de Tunceli 'Harekâtında' Kürtleri bombalayarak 'dünyanın ilk kadın savaş pilotu' oluyor. (Kürtler'le Ermeniler'in girift kaderine dikkâtinizi çekmeden edemeyeceğim.) 1938'de 5 gün süren bir Balkan Turu gerçekleştiriyor. Yugoslavya Genelkurmay Başkanı tarafından 'Beyaz Kartal' nişanı takılıyor kendisine. Bu etkileyici ve mühim kadın, 83 yaşında son uçuşunu yapıyor 1996'da. Bir Falcon 2000'le, Daniel Acton eşliğinde. Aynı yıl Amerikan Hava Kurmay Okulu'nun Kartallar Toplantısı'nın onur konuğu oluyor. Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri seçiliyor. Bu ödüle layık görülen İLK ve TEK KADIN HAVACI. 88 yaşında şahane ömrünü tamamlıyor Sabiha hanım. Cebeci Şehitliği'ne gömülüyor. Bu başarılı hayatın seceresi; kuşkusuz okurken insanın tüylerini dikenleştiriyor, göğsünü kabartıyor. Sabiha Gökçen kuşkusuz Atatürk'ün evlat edindiği çocuklar içinde en başarılısı, en şahsiyetlisi, en yüksek profillisi ve hatta TEK yüksek profillisi. Küçük Ülkü'yle birlikte, en çok ikisinin tanındığı malum. Ama Küçük Ülkü'nün büyüyüp Ülkü Adatepe'ye dönüşünce, bir nevi İkinci Semra Özal olarak ortalıkta dolandığı da. Ülkü Adatepe'yi yürüttüğü sosyeteleme hayatına devletin bağladığı maaş yetmeyip de, pek haklı bulduğu bir zammı istediğinde duyduk en son, diyelim. Bir de bir davet vermişti: Cumhuriyet Bayramı için mi neydi- Payetlerden pullardan işlenmiş bir baştan öbür ayağa Türk bayrağı desenli feci rüküş bir kıyafetle konuklarını Bilmemne Sahte Konağı'nda kapıda karşılamıştı. Konuklar da Can Tanrıyar, Petek Dinçöz gibi Cumhuriyetimiz'in değerine değer katan pek ç.ü.k'lerdi. (Çok Ünlü Kişi) Kuşkusuz Ülkü hanımın daha pek minicikken Atasını kaybetmesi de önemli bir etkendir, böyle benim indimde ciddi bir 'failure' olmasında. Yani Atatürk'ün onu şekillendirmeyi imkânı/vakti olmamıştı. Diğer yandan kendini hali hazırda şekillendirmiş bir kız çocuğu olarak 12 yaşındaki Sabiha'nın, Ata'nın karşısına dikilmesi, 'Ağaç baştan bellidir' tarzı bir laf yaratıklandırıyor insana. Daha sonra hangi tarihi gerçekle yüz yüze geliyoruz? Atatürk'ün Manevi Evlatlarından en değerlesinin, en mühiminin, dünya çapında olanın Ermeni olduğu gerçeğiyle! Bunu ilk olarak Pars Tuğlacı ortaya atıyor. Epey zaman önce. Atmak ve kaçmakla kalmıyor: ispatlıyor da. Duymamazlıktan geliniyor. Tarihimizle ilgili pek çok hakikatte yapmamız gerektiği üzre. Sonra işte Hrant Dink'in AGOSunda belgeler/bilgiler yayımlanıyor. Bir sürü, bir sürü kanıt var: Sabiha Gökçen Ermeni! Ben şahsen iftihar ederim, gözlerim dolar sevgiden ve hürmetten: hem onca çocuğu evlat edindiği için Atatürk, hem de bir Ermeni kızı da evlat edindiği, üstüne titrediği, onu özenle ve bu kadar iddialı bir kimlikle yetiştirdiği, yetiştirebildiği için. Benim indimde Atatürk'ü olduğundan da kıymetli yapacak bu hakikat, motorlarının yağını ve gazını zımni ırkçılıktan/yabancı düşmanlığından/azınlıklarımızı ötekileştirmekten alanlar için, hadi geçen gün buluşturduğumuz deyime sığınalım: ÇIKAR ATATÜRKÇÜLERİ için tahammül fersa olabilir/olabiliyor. Zira onların Statüleri, kör değneği beller gibi belledikleri reçetelerin çok miligramik denklemlerine/karışımlarına/içeriklerine bağlı. Bağımlı. Böylece Hrant Dink, Kemalist Derin Tugaylar'ın çok önemsenmesinin şart olduğuna inandığı bir TABU'yu daha yıkıyor mu gözlerimizin önünde, içi çürümüş çınarlar gibi? Vay sen misin Ermeni/muhalif/çok gürültücü halinle Atatürk'ün en has evladına, en başarılı evlatlığına ERMENİ diyen? Diyelim Sabiha Gökçen adına havaalanı var bu memlekette! O denli mühim bir Ata'dan Yadigâr figür Sabiha Gökçen. Yerine koyabileceğimiz ikinci bir başarılı manevi evlat yok! Ülkü Adatepe'nin performansı malum. Ortalıkta. Birinin 'Daire Başkanı' olduğu rivayet edilen iki MİT mensubunun, Vali Yardımcısı Erol Güngör'ün odasında Hrant Dink'e gözdağı vermesini hatırlayın şimdi başa dönerek. Hrant Dink'in bu uyarı ambalajına (sözümona) sarılmış tehditlerden ne denli tedirgin olduğunu (Bir Güvercin Tedirginliği), ne kadar ürktüğünü hatırlayın. Oysa Valilik, Dink'in Mahkemesi'ne MİT mensuplarının ismini açıklamaya gerek duymuyor. Uyarmışlar, Devlet memuru olarak vazifelerini yapmışlar. Ne var yani? Vali Yardımcısı Erol Güngör başka bir ilimize tayin olmuş vaziyette. Onunla ilgili soruşturma başlatmaya da gerek duyulmuyor. Ama Celalettin Cerrah ve Ramazan Akyürek'le ilgili soruşturma başlatmaya DA gerek duyulmadığına göre. Yani: Sınırsız Sorumsuzlar ne soruşturulacaklar ne de ceza görecekler. Dink ise 'cezasını' 2 Kemalist Tabu'yu gidip elleyerek de 'hak etti' anlaşılan. Esasında BUNLARIN kafasının nasıl çalıştığını anlamak, benim Batılı Eğitim Sistemi'yle zehirlenmiş kafamın 'zannettiği' kadar pek tabii ki basit de değildir. Ama Atatürk'ün "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, MECZUPLAR memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır," diye harikulade bir lafı var, mesela. Ben burdaki MECZUPLAR kelimesiyle kanallarından abuk sabuk saydıranları, büyük miting kürsülerinden saçma salak konuşanları, milleti dolduruşa getirip bu toprakların en has evlatlarını temizletenleri, bu cinayeti işleten yapılanmayı koruyup/kollayıp/kutsal görenleri anlıyorum, diyelim. Siz ne anlıyorsunuz peki, bilemeyeceğim. Herkesin anladığı kendine- Bunu anlıyorum. | |
| | |
| Aspendos, Tesekkür Edenler: |
| | #2 |
| güZEl Paylasım okumamıstım Ben | |
| | |
| | #3 |
| Sabiha Gökcen ' in ilk kadın pilot olması imza attıgı katliamın üstünü örtmüyor , ancak Perihan Magden ' ininde özrü kabahatinden büyük , Sabiha Gökceni günah kecisi ilan edecegine Kemalistlere basıbozuk demekten vazgecsin..Basıbozuk Kemalistlerle yasayamam yazmıstı gecenlerde kösesinde..Dinime küfreden müslüman olsa bari , ikiside birbirinden beter bayanların Konu ^^ Asi ^^ tarafından (26.04.2008 Saat 15:24 ) değiştirilmiştir. | |
| | |
| | #4 |
| Sabiha Gökcen ' in bilinen kara lekesi , dersim katliamı ; ERDAL ER Giderken demişti: ‘elveda’ … ve eklemişti: ‘hoşçakalın, ben gelmem’.. Ve sözüne sadık kaldı gelmedi/gelemedi ve gitti bir sonbahar akşamı… Gerisinde son sözü kaldı: ‘Evlade Kerbelayıx, be günayıx, be hatayıx, ayıptır, günahtır, cinnayettir, zulümdür.’ Yeminle darağacı arasına sıkışan bir hayat/hayatlar öyküsünün detayını bu iki cümle arasına sakladı. Yemin ve bedeli darağacı… *** *** *** Yıl 1935... Genç Cumhuriyet’in kan tüccarları parlamentoda ihaleye katılırlar. Fiyat kırılmaz, arttırılır. Hararetli tartışmalar sonunda Dersim fermanı imzalanır. 25 Aralık 1935 yılında kanlı Tunceli Kanunu çıkartılır, Dersim adı değiştirilerek Tunceli yapılır. Söz konusu kanunla birlikte yeni dönem başlar Dersim için. Alkışlarla ihale edilen kanlı kefen ihalesinde birinci perde kapanır. Tarihte Dersim katili olarak bilinen general Abdullah Alpdoğan olağanüstü yetkiler verilerek Elazığ’a gönderilir. Birinci Genel Müfetişlik kapsamına alınan illerin sınırı genişletilerek, Dördüncü Genel Valilik kurulur. (6 Ocak 1963). Bununla yetinmeyen Ankara hükümeti Elazığ’da Dersimlileri yargılayacak İstiklal Mahkemesi kurar. Dersim ve çevresi ‘yasak mıntıka’ ilan edilir. Ankara Dersimlilerden; 200 bin martin tüfeği, vergi, asker ve Cumhuriyetin egemenliğini tanımasını ister. Yüzyıllarca yarı bağımsız yönetilen Dersim bu talepleri reddeder ve kendi ulusal haklarının tanınmasını talep eder. Ankara yönetimi, 1930’lardan sonra Dersim’i ‘çıban’ başı ilan eder. Parlamento açılış konuşmasında Atatürk kürsüden şunları söyler: ‘Dahili iç işlerimizde en mühim safva varsa o da Dersim meselesidir. Dahilinde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş şelahiyetler verilmelidir.’ Katliam kararı veren Ankara, işe Dersim’de yol, karakol ve kışla yaparak başlar. 1936 baharında Dersim’e iki koldan hava destekli haraket düzenlenir. 1936 sonbaharına kadar süren askeri haraket başarısızlıkla sonuçlanır ve karın yağmasıyla birlikte asker Elazığ’daki kışlasına geri döner. 1937’nin kanlı baharı Karın erimesiyle birlikte 1937 baharında Dersim’e tekrar hava ve karadan haraket düzenlenir. Ankara, Eskişehir ve Diyarbakır’dan kalkan uçaklar aylarca Dersim’i bombalar. Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’nin uçağından atılan bombalar Laçinan Vadisin’de saklanan Seyit Rıza ailesini hedefler. Bu saldırıda Seyit Rıza çocuklarının da içinde yer aldığı 38 kişi katledilir. Dersim’in çeşitli yerlerinde sivil halkı hedef alan toplu katliamlar yapılır. Yerleşim yerleri yakılır ve kullanılamaz hale getirilir. Dersimliler, Türk ordusuna karşı yiğitçe direnir. Ancak Temmuz ayının başında Alişer ve eşi Zarife, 26 Ağustos’ta da direnişin önderlerinde Hozat cephe Komutanı Şahan Bey, iç ihanete kurban olurlar. Alişer, Zarife ve Şahan Ağa’nın başları kesilerek Hozat’da General İsmail Hakkı Tekçe’ye teslim edilir. Önderlerinin yasını tutan Dersim, Eylül ayında Rayber Seyit Rıza’nın yakalanmasıyla tamamen sarsılır. Seyit Rıza, Erzincan Valisi’nin; “İsteklerinizi kabul ediyoruz” çağrısı üzerine iki arkadaşıyla Erzincan’a giderken 5 Eylül 1937 tarihinde Dersim Erzincan sınırında yer alan Muti köprüsünde askerlerce yakalanır. Tutuklanan Seyit Rıza, Erzincan’dan Elazığ’a gönderilir ve cezaevine konulur. 12 Ekim’de başlayan 71 kişilik Dersim davasında hukuk hiçe sayılarak Cumartesi ve Pazar günü son mahkeme yapılır. İsyana teşvik suçlamasıyla askeri mahkemede yargılanan Dersimli esirlerin içinde bulunan Seyit Rıza’nın yaşı küçültülür, oğlu Resik Usen’in yaşı ise büyütülerek 11 kişiye idam cezası verilir. İdama mahkum edilenlerin sayısının çok olmasından dolayı, 4 kişinin cezası 30 yıla indirilir. Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin, Aliye Mirzali, Ülküye oğlu Hasan, Seyit Hüseyin, Demenan Aşiret Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu Hasan ve Fındık Ağa 17 Kasım’ı 18 Kasım’a bağlayan gece Elazığ Buğday Meydan’ında darağacına çekilirler. Günlerce teşhir edilen cenazeler yakılarak, külleri bilinmeyen yere götürülür. Kanlı 1937 yılını, önderlerini kaybederek kapatan Dersim’de direniş Demenan ve Aliboğazı’da devam eder. 1938 ilkbaharında düzenlenen askeri haraketta çatışmalar tekrar başlar. 26 Ağustos’ta Kırmızı Dağ ve Demenan mıntkasına yapılan saldırıda Laç Deresi düşer. Böylece Dersim direnişi yenilgiyle sonlanır. 3 yıl süren katliamın faturası Dersim’e çok ağır olur. Bu konuda; Türk devletinin 40 bin, bazıları da 70 bin Dersimliyi katlettiği yazılır. On binlerce Dersimli, Türkiye’nin batı illerine sürgün edilir. Hayvan vagonlarına doldurulan Dersimlilerin pek çoğu daha sürgün yerine uğramadan açlık ve hastalıktan kırılırlar. Sürgün bölgesine ulaşanlar ise, aileler parçalanarak ve ilişkileri kesilerek dağıtılırlar. 1946 yılında çıkarılan afla, yaşayan sürgünlerin çoğu Dersime geri döner. Bu tarihe kadar başta Demenanlı direnişçiler olmak üzere pek çok Dersimli dağlarda direnişini sürdürür. Hoşgeldin Dersim Okuyucuya, Dersim genozidinin -katliamının- kısa bir kronolojisini sunduktan sonra, şimdi de katliama paralel yürüyen “Beyaz katliam” adı verilen ethnozide (asimilasyonla yok etme) geçelim. Devlet, “Sefer yapılır, ama zafer kazanılmaz!” diye ün yapan, Dersim’i düşürmek için her kasabada askerine kışlalar yapmış. Savaş sonrası bu kışlalara, devşirilen Kürt çocukları doldurularak, Türk oldukları yemini yaptırıldı. Kışlalar, fakir Kürt çocuklarının devşirildikleri kurumlar haline getirildiler. Dersim’de tüm coğrafi isimler Türkçeleştirildi. Kürtçe konuşmak yasaklatıldı. Dersimlilerin öz be öz Türk oldukları, Horasan’dan geldikleri yalan ve propagandası yapılarak, Dersimli Kürdün ataları, tarihi ve kültürü ile bağı atıldı. Türk devleti Dersim’i düşürmek için hayatın her alanında kapsamlı çalıştı. Bu propagandaya inanan veya çıkarı için etkisinde kalan önemli miktarda insan olduğu bir realitedir. Dersim genelde Alevi inançlıdır. Katliam sonrası Dersimliler cem tutmak için gözcü dikerken, Kemalizm Alevi inancını “teklik” içine çekmek için baskı altında tutarken, günümüzde Kürt ulusal mücadelesinin gelişmesi sonucu, Aleviler yeniden cem evlerine kavuştular. Dersim, önce aşiretler arası kavgalarla, ardından içki sokularak, sulukule ekipleri gönderilerek, sonra da marjinal sol siyasetlerine arena yapılınca, önemli oranda güç kaybetse de. Bugün katliamın çocukları ve torunları, kendilerine gururla DERSİMLİ demektedir. Tunceli ve Tuncelilik ise, artık tarihin çöplüğüne atılmak üzeredir. | |
| | |
| ^^ Asi ^^, Tesekkür Edenler: |
| | #5 |
| Güzel Paylaşım Tşkler | |
| | |
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cvpl | Son Mesaj |
| ~ßu yaziyi muTLaka oKuyun :) .. | Özgürkiz | Geyik Muhabbet | 14 | 30.08.2008 23:56 |
| Aynaya Bakmaya Cesareti Olan Varsa Buyursun! | kurtoglu | Resimli Şiirler | 2 | 18.08.2008 22:43 |
| Çetin Oraner Pişman Değilim Olan varsa Lütfen | muratcan25 | Yerine Getirilmiş İstekler | 2 | 23.05.2008 10:05 |
| Aynaya Bakmaya Cesareti Olan Varsa Buyursun! | zorakiüye | Resimli Şiirler | 5 | 27.04.2008 16:55 |
| Hala alacağı olan varsa alsın..!! | Gece..MasaLi | Şiirler | 3 | 13.04.2008 20:28 |